15 Temmuz darbe girişimi sonucunda ülkemizde birçok şey değişti. Gözaltılar tutuklamalar ve açığa almalar başladı.
Ben de 22.07.2016 cuma günü öğleden sonra FETÖ/PDY nedeniyle …. Rektörlüğü Personel Biriminden gelen bir E-yazı ile görevimden açığa alındım. Sabah bilgisayarda anabilim dalı başkanlığına gelen yazları okumak için, EBY (Elektronik Belge Yönetim) sistemine girmeye çalıştım. Giremedim. Şifremi ve kullanıcı adımı kabul etmedi. Bir gariplik vardı. Sonra şahsi sayfama girdim ve açığa alınma yazısını gördüm. Kafamdan kaynar sular dökülmüş gibiydim ve kulaklarım zonkluyordu. Bu belki de bir sonun başlangıcıydı. Benim için de bir şeyler değişmiş, ben de etkilenmiştim. Görevimden neden dolayı açığa alındığımı bilmiyordum. Yazıyı okuyunca masamda bulunan bilgisayarın başında bir süre düşündüm. Neden dolayı açığa alınmıştım ve neden bana FETÖ/PDY’ci denilmişti. Cemaatle benim organik olarak üniversitedeki görevimden açığa alınmamı gerektiren bir durum yoktu. Ülkemizde o kadar açığa alma göz altı tutuklama varken benimle bir örgüt arasında nasıl bir bağ kurulmuştu (Üniversitenin yaptığı işlem acısından). Bunu uzun uzun düşündüm. Emniyet benim için herhangi bir şey yapsaydı anlayabilirdim ama Üniversite Rektörlüğü neden beni açığa almıştı bunu anlayamıyor ve adlandıramıyordum. Kafamda birçok düşünceler geldi gitti fakat meseleyi çözemedim.
Odamdan çıktım ve bitişik odada bulunan anabilim dalında sekreterim … ….’e açığa alındığımı, üzüntülü bir vaziyette garip hislerle dolu olarak söyledim. Bana inanmadı birkaç kez tekrarlayınca “hocam bizimle dalga geçme bizimle kafa bulma” diyerek güldü. Ben olayın doğruluğunu da ısrar edince o da inandı. Oradan bir bardak çay alıp odama geçtim ve öğretim üyesi arkadaşlarımı çağırıp durumu onlara bildirdim. Hepsi çok üzgündü. Yapacak bir şey yoktu. Ben odamı toplamak için onlardan izin istedim, masamı ve çekmecelerimi toparladım, artık odamdan çıkmaya hazırlanıyordum ki …. …. geldi. İçeri girince kapıyı arkadan kilitledi. Hızla bana doğru geldi ve Ellerimi öpmek için ellerime sarıldı. Onunla birbirimize sarıldık ve O ağlamaya başladı. … ben de duygulandım ve gözlerim yaşardı. Ona merak etmemesini Rabbim nasıl dilerse, hakkımda hayırlısının o olduğunu ve olacağını söyledim.
Sonra telefon ile eşimi arayıp durumdan haberdar ettim. Anladım ki bazı öğretim üyeleri daha açığa alınmıştı. Bunlar da mesai arkadaşlarımdı. Bunun ilk dalga olduğu arkasının geleceği söyleniyordu
Saat 15.00 gibi odamdan çıktım ve acilin içerisine geçtim. Yıllarca çalıştığım, asistanlık, uzmanlık, yardımcı doçentlik ve doçentliği yaşadığım ve halen anabilim dalı başkanı olduğum, iki kez yeniden inşa ettiğimiz, her tarafında tuğlasında emeğim olan Acilimiz….
Başhemşireye açığa alındığımı söyleyip: Odamın anahtarını lazım olur, belki odama girip aramak isterler diye teslim ettim. Personelin haberi olmuştu ve Onlar’da şaşırdı. Yıllardır orada çalışmama rağmen benden hiçbir şey görmemişlerdi. Sadece işimi yapıyordum. Sert, disiplinli amir kudretli ben … Şimdi görevimden uzaklaştırılmıştım. Sanırım birçok kişi üzüldü ve şaşırdı. Fakat o anki duygularım ve düşüncelerim, etrafım tepkisini ölçebilecek durumda değildi. Klinik sekreterim …. şaşırdı ve üzüldü, “Hocam üzülme biz senin nasıl bir insan olduğunuzu biliyoruz” dedi. Ben de sanki ileriyi görmüş gibi “bakalım arkasında ne gelecek daha bu bir başlangıç” diye cevap verdim. Evet sanki uzun, problemli eğri büğrü bir yolun başlangıcında hissediyordum. Çünkü açığa alınmayı hiç beklemiyordum ve açıkçası çok şaşırmıştım.
Acildekilerle helalleşip, tüm personelime ve mesai arkadaşlarıma selam söyleyip acilin hastaneye açılan arka kapısından çıktım. Hastanenin koridorunda, bilgi işlemde çalışan …. ile karşılaştım. Benden gözlerini kaçırıyordu ve konuşurken yüzüme bakmıyordu. Anlaşılan otomasyon sisteminde olduğu için kullanıcımı kapatmıştı ve durumu biliyordu. Kafam şişti dedim bir an önce evime gitmek istediğimi söyledim. Vedalaşıp ayrıldık. Otoparkta arabama bindim 7-8 dakikalık mesafe olarak kısa ama düşüncelerimle karmakarışık bir şekilde uzattığım bir yoldan evime ulaştım. Eşime durumu tekrar anlattım. Endişeli ve kaygılıydı ama yapacak hiçbir şey yoktu. Süreç işleyecek ve sonucunu görecektik Dolayısıyla bir endişe ve kaygı vardı. Ama huzurluydum. Ben biliyordum ki yanlış yapmamış, herhangi bir suça bulaşmamıştım. Vicdanen çok rahattım. Önemli olan haklılığımı Rabbimin biliyor olmasıydı, ama düşünüyor düşünüyor düşünüyordum. Bu durumu kabul edemiyordum. Neden ben? (19.11.2017 11:25)